Sinemanın efsanevi ismi Marilyn Monroe'nun doğumunun 100. yılında, 1962 yılındaki ölümüyle ilgili gizemler hala tam olarak aydınlatılamadı. Asıl adı Norma Jeane Mortenson olan ve 1 Haziran 1926'da dünyaya gelen Monroe, 36 yaşında hayatını kaybettiğinde ardında pek çok soru işareti bıraktı.
Milyonlarca hayranı bulunan Monroe'nun yaşamı, çocukluk travmaları ve şöhretin getirdiği duygusal zorluklarla şekillendi. Ölümü, 1962'de resmi kayıtlara 'muhtemel intihar' olarak geçti. Ancak bu açıklama, olayın üzerinden geçen onca yıla rağmen komplo teorilerinin ve farklı iddiaların ortaya çıkmasını engellemedi.
İngiliz gazeteci Anthony Summers, Monroe'nun ölümündeki gizemi çözmek amacıyla yaptığı araştırmalarda, olayın karmaşıklığını ve genişliğini fark ettiğini belirtti. Summers, 'Tanrıça: Marilyn Monroe'nun Gizli Yaşamları' adlı kitabında ve Netflix yapımı 'The Mystery of Marilyn Monroe: The Unhearted Tapes' belgeselinde elde ettiği bulguları paylaştı. Summers, Monroe'nun öldürüldüğüne dair kesin bir kanıt bulamamış olsa da, ölüm koşullarının kasıtlı olarak örtbas edildiğine dair kanıtlar olduğunu ifade etti. Bu durumun, Monroe'nun dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy ve Adalet Bakanı Robert F. Kennedy ile olan ilişkilerinden kaynaklandığına işaret etti.
Summers'ın araştırmalarına göre, Monroe'nun Kennedy kardeşlerle olan ilişkileri, FBI tarafından yakından takip edildi. Monroe'nun politik görüşleri ve Kennedy kardeşlerle olan yakınlığı, güvenlik birimleri tarafından endişe kaynağı olarak değerlendirildi. Bu durumun, Kennedy kardeşlerin Monroe ile ilişkilerini kesmesine yol açtığı öne sürüldü. Olayla ilgili yapılan soruşturmalarda, Monroe'nun ve yakın çevresinin evlerine dinleme cihazları yerleştirildiği iddiaları da gündeme geldi.
Resmi otopsi raporunda ölüm nedeni 'muhtemel intihar' olarak belirtilse de, bazı tanıklıklar ve toplanan kanıtlar, olayın yaşandığı geceye dair farklı bir tablo çiziyor. Monroe'nun basın danışmanının eşi Nathalie Jacobs, aktrisin bir acil durum yaşadığına dair bilginin ölüm saatinden birkaç saat önce kendisine ulaştığını belirtti. Summers, ölüm koşullarının örtbas edildiği yönündeki bulgularının, gerçekte olanların anlatılmadığını gösterdiğini savunuyor.