ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail ve Lübnan arasında çatışmaları sona erdirmeyi amaçlayan çerçeve anlaşmayı "barışın başlangıcının başlangıcı" olarak nitelendirdi. Ancak, diplomatik girişimlerin ardından ortaya çıkan taslak, Lübnan tarafında derin bir şüphe ve endişeyle karşılandı.
İsrail ile Lübnan arasındaki gerilim, Mart ayında İran yanlısı Hizbullah grubunun İsrail'e roket atmasıyla yeniden alevlenmişti. Bu süreçte İsrail saldırılarında 4.000'den fazla Lübnanlı hayatını kaybederken, 12.000'den fazla kişi yaralandı. Çatışmalar sonucunda Lübnan'da bir milyondan fazla kişi yerinden edildi.
Anlaşma Maddeleri ve Lübnan'daki Tepkiler
ABD'nin arabuluculuğunda yürütülen beş tur görüşme sonucunda hazırlanan "üçlü çerçeve", Lübnan hükümetinin İsrail birlikleri çekilmeden önce Hizbullah'ı silahsızlandırmasını şart koşuyor. Hizbullah lideri Naim Kassem, anlaşmayı "aşağılayıcı, utanç verici ve egemenlikten vazgeçiş" olarak tanımlayarak sert tepki gösterdi. Kassem, Lübnan topraklarının İsrail tarafından kalıcı olarak ilhak edilebileceği uyarısında bulundu.
Anlaşmanın 14 maddeden oluşan içeriğinde yer alan 13. madde, Lübnan halkı arasında büyük tartışma yarattı. Söz konusu maddeye göre, taraflar birbirlerine karşı uluslararası hukuk yoluna başvurmayacak. Bu durum, evleri ve geçim kaynakları yıkılan Lübnanlıların Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi platformlarda tazminat talebinde bulunmasını engelleyebilecek.
İsrail'in Tutumu ve Bölgesel Analizler
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve üst düzey hükümet yetkilileri, belirlenen şartlar yerine getirilmeden İsrail ordusunun Güney Lübnan'dan çekilmeyeceğini ifade etti. İsrail ordusu, şu anda Lübnan topraklarında yaklaşık 600 kilometrekarelik bir güvenlik tampon bölgesini kontrol ediyor.
Washington Enstitüsü'nden H.G., anlaşmanın 1983'ten bu yana imzalanan ilk belge olması sebebiyle tarihi bir önem taşıdığını belirtti. Ghaddar, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının karmaşık bir süreç olduğunu ancak Lübnan'ın İran etkisinden kurtulması için tek seçenek olduğunu savundu.